\r\n\r\n1974 yılında işsizliğin yoğun olduğu dönemlerde Fransa’ya turist olarak gidip kaçak işçi olarak Paris’te yaşam mücadelesi veren Kahramanmaraşlı Şeref Şakacı’nın yaşam öyküsü duyanları hayrete düşürüyor.\r\n\r\nŞakacı, Fransa’nın başkenti Paris’e önce turist olarak gider. Montpellier pazarında yaşlı bir Ermeniyle tanışır. Pazarda Ermeni Papa olarak da bilinen yaşlı Ermeni, Şeref Şakacı’yı, “sahiplenerek iş vereceğim der ve bir şart koşar.” Olay karşısında şaşıran Kahramanmaraşlı Şakacı, şartın ne olduğunu sorar.
\r\nErmeni Papa, Bana Kahramanmaraş’a gittiğinde “Maraş’tan bir avuç toprak getir, ölmeden koklayayım” der. Duydukları karşısında çok şaşıran Şakacı, anlayıp dinledikten sonra şartını kabul eder. Şakacı, neden Maraş’tan toprak istediğini sorar. Ermeni Papa ise Kendisinin de geçmişte Maraşlı bir Ermeni olduğunu ve tam bir Maraş hayranı olduğunu söyler.\r\n\r\n \r\n\r\n+++++++++\r\n\r\n \r\n\r\nBunun üzerine şeref şakacıda kendisini anlatmaya başlar:\r\n\r\n“O tarihte ben 31 yaşındaydım. Papa, ise 88–90 yaşlarındaydı. Kendisinin söylemesine göre Maraş, Fransız Ermeni harbinde yani 1920’de 17- 18 yaşlarında genç delikanlı olduğunu. Evlerinin Kuyucak’ta ve mahallede iki yol gider biri şimdiki ismiyle Sakarya diğeri ise Atoluğ’na gider diye Maraş’ı bize, bizden daha iyi anlatıyordu. O günlerden hiç unutmadığım bir anımı da sizinle paylaşmak istiyorum.\r\n\r\nBunlardan iki tanesi var ki torunlarıma dahi anlatıyorum. Ben Prais’te, Fuacıb Momart 75,9.Paris-France 41 numaralı evde oturuyordum. Karşımdaki 40 numaralı evde de bir Ermeni otururdu. Şuan ismi aklıma gelmiyor. Bir gün pazarda sohbet ederken başladı Maraşlıları anlatmaya o zamanlar bizim ermeni delikanlıları Fransızlar’a uydular. Türk komşularımıza zarar verdiler. Dostluğumuz bozuldu. Maraş’ta yaşamak zorlaşmıştı. Güvenlik iki taraf için de iyice bozulmuştu.\r\n\r\nErmeniler, Kahramanmaraşlılar'ın vatanından, milletinden, namusundan, bayrağından, dininden, kutsal kitabından hiçbir zaman taviz vermeyen, örf adet ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir toplum olduğunu anlayınca. 11 Şubat 1920 gecesi Fransızlar ve Ermeniler, Kahramanmaraşlılar'ın bu durumlarını bildikleri için birden ateş keserek kaçma hazırlığı yaptılar. Aynı gece kim tarafından ateşe verildiği henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte, Fransız askeri kışlası yanmaya başladı. Bununla birlikte içindeki cephaneler de ateş alarak yanmaya ve patlamaya başladı. O tarihte bende 14-15 yaşında idim.\r\n\r\nGece yarısı apar topar kaçmaya başladılar. Bu sırada Kahramanmaraşlılar da ışıkları söndürerek her an bir baskın olabileceğini düşünüyorlardı. Nitekim, geceleyin sabaha karşı Fransız ve Ermeniler, bazı evleri ateşe vererek kaçmaya başladılar. \r\n\r\n \r\n\r\nFRANSIZLAR ISLAHİYE'YE KADAR KAÇTILAR\r\n\r\nOradan göç ettik. Senin tarif ettiğine göre, o oturduğun ev bizim evimiz” dedi. Ben, “Bilmiyorum biz o evi, Mehmet ve Bedriye diye bir Türk aileden satın aldık. Evi o yaptırmış. Bize sattıktan sonra da Adana Ceyhan’a göçmüş. Oğlu Kemal vardı” dedim. Merak ediyorum, “o zaman suç hangi taraftaydı” diye sordum. O da “bizimkilerdeydi, Fransızlara uydular huzurumuzu bozdular” dedi.\r\n\r\nBu konuşmaları dinleyen Butik’te çalışan bir kadın vardı. O ileri atıldı. Yüksek sesle, hakaret etti. “Eşimin Maraş Kuyucak’taki evinin parasını ver.”dedi. Yere tükürdü.”Türkler işte bu” dedi. Sonra da üstüne bastı. Kocası,”kadının yakasında tuttu itti. Sen ne yapıyorsun, nasıl konuşuyorsun böyle” dedi. Sonra bana döndü. Kusura bakmayın, ben eşim Diyarbakırlı Süryani. O’nun orada ne yaşadığını bilmiyorum. Ama ben Maraşlılara söz ettirmem. Onlar delikanlı adamlardı. Bir kötülük görmedik. İyi komşulardı hepsi”dedi. Sonra meşhur Ermeni mebus Agop Hırlakyan’ın da evinin Kuyucak’ta olduğunu söyledi. Daha fazla sohbet edemedim. Dükkândan ayrıldım.\r\n\r\n \r\n\r\nTARHANA ÇORBASI VE KURU DOLMASINA HAYRANIM\r\n\r\nYaşlı Ermeni Eczacı vardı tanıdığım. Alışveriş yaptığım. O da 1915 olayları ile Maraş’tan ayrılmış. Çok iyi Türkçe konuşuyor. Maraş kültürünü çok iyi tanıyor. Yemeklerini sayıyordu. 1985 yılı Eylul ayında Paris’ten Maraş’a gelecektim. O’na uğradım, ayaküstü. Maraş’tan ne istersin dedim. Tarhana çorbasına hayranım dedi. Ben, toprağına kurban olduğum Maraş’tan gelirken bir avuç toprak getir. Ölmeden önce kokusunu duymak istiyorum” dedi. Ben de “tamam” dedim. Ben de Maraş’tan Paris’e dönerken kökünden sökülmüş topraklı pamuk aldım, paketledim. Götürdüm hediye ettim. Topraklı pamuğu aldı. Toprağı öptü. İç çekti. Gözleri yaşardı. Tarhana, sarma, dolma da hediye ettim. Eşi vefat etmişti. Kendi de çok yaşlı idi. Bana şöyle dedi: “Ben size bir hizmet veremedim çok üzgünüm diye vedalaşıp” ayrıldık.”diye konuştu. (YADİGAR JİRA)\r\n
\r\nErmeni Papa, Bana Kahramanmaraş’a gittiğinde “Maraş’tan bir avuç toprak getir, ölmeden koklayayım” der. Duydukları karşısında çok şaşıran Şakacı, anlayıp dinledikten sonra şartını kabul eder. Şakacı, neden Maraş’tan toprak istediğini sorar. Ermeni Papa ise Kendisinin de geçmişte Maraşlı bir Ermeni olduğunu ve tam bir Maraş hayranı olduğunu söyler.\r\n\r\n \r\n\r\n+++++++++\r\n\r\n \r\n\r\nBunun üzerine şeref şakacıda kendisini anlatmaya başlar:\r\n\r\n“O tarihte ben 31 yaşındaydım. Papa, ise 88–90 yaşlarındaydı. Kendisinin söylemesine göre Maraş, Fransız Ermeni harbinde yani 1920’de 17- 18 yaşlarında genç delikanlı olduğunu. Evlerinin Kuyucak’ta ve mahallede iki yol gider biri şimdiki ismiyle Sakarya diğeri ise Atoluğ’na gider diye Maraş’ı bize, bizden daha iyi anlatıyordu. O günlerden hiç unutmadığım bir anımı da sizinle paylaşmak istiyorum.\r\n\r\nBunlardan iki tanesi var ki torunlarıma dahi anlatıyorum. Ben Prais’te, Fuacıb Momart 75,9.Paris-France 41 numaralı evde oturuyordum. Karşımdaki 40 numaralı evde de bir Ermeni otururdu. Şuan ismi aklıma gelmiyor. Bir gün pazarda sohbet ederken başladı Maraşlıları anlatmaya o zamanlar bizim ermeni delikanlıları Fransızlar’a uydular. Türk komşularımıza zarar verdiler. Dostluğumuz bozuldu. Maraş’ta yaşamak zorlaşmıştı. Güvenlik iki taraf için de iyice bozulmuştu.\r\n\r\nErmeniler, Kahramanmaraşlılar'ın vatanından, milletinden, namusundan, bayrağından, dininden, kutsal kitabından hiçbir zaman taviz vermeyen, örf adet ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir toplum olduğunu anlayınca. 11 Şubat 1920 gecesi Fransızlar ve Ermeniler, Kahramanmaraşlılar'ın bu durumlarını bildikleri için birden ateş keserek kaçma hazırlığı yaptılar. Aynı gece kim tarafından ateşe verildiği henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte, Fransız askeri kışlası yanmaya başladı. Bununla birlikte içindeki cephaneler de ateş alarak yanmaya ve patlamaya başladı. O tarihte bende 14-15 yaşında idim.\r\n\r\nGece yarısı apar topar kaçmaya başladılar. Bu sırada Kahramanmaraşlılar da ışıkları söndürerek her an bir baskın olabileceğini düşünüyorlardı. Nitekim, geceleyin sabaha karşı Fransız ve Ermeniler, bazı evleri ateşe vererek kaçmaya başladılar. \r\n\r\n \r\n\r\nFRANSIZLAR ISLAHİYE'YE KADAR KAÇTILAR\r\n\r\nOradan göç ettik. Senin tarif ettiğine göre, o oturduğun ev bizim evimiz” dedi. Ben, “Bilmiyorum biz o evi, Mehmet ve Bedriye diye bir Türk aileden satın aldık. Evi o yaptırmış. Bize sattıktan sonra da Adana Ceyhan’a göçmüş. Oğlu Kemal vardı” dedim. Merak ediyorum, “o zaman suç hangi taraftaydı” diye sordum. O da “bizimkilerdeydi, Fransızlara uydular huzurumuzu bozdular” dedi.\r\n\r\nBu konuşmaları dinleyen Butik’te çalışan bir kadın vardı. O ileri atıldı. Yüksek sesle, hakaret etti. “Eşimin Maraş Kuyucak’taki evinin parasını ver.”dedi. Yere tükürdü.”Türkler işte bu” dedi. Sonra da üstüne bastı. Kocası,”kadının yakasında tuttu itti. Sen ne yapıyorsun, nasıl konuşuyorsun böyle” dedi. Sonra bana döndü. Kusura bakmayın, ben eşim Diyarbakırlı Süryani. O’nun orada ne yaşadığını bilmiyorum. Ama ben Maraşlılara söz ettirmem. Onlar delikanlı adamlardı. Bir kötülük görmedik. İyi komşulardı hepsi”dedi. Sonra meşhur Ermeni mebus Agop Hırlakyan’ın da evinin Kuyucak’ta olduğunu söyledi. Daha fazla sohbet edemedim. Dükkândan ayrıldım.\r\n\r\n \r\n\r\nTARHANA ÇORBASI VE KURU DOLMASINA HAYRANIM\r\n\r\nYaşlı Ermeni Eczacı vardı tanıdığım. Alışveriş yaptığım. O da 1915 olayları ile Maraş’tan ayrılmış. Çok iyi Türkçe konuşuyor. Maraş kültürünü çok iyi tanıyor. Yemeklerini sayıyordu. 1985 yılı Eylul ayında Paris’ten Maraş’a gelecektim. O’na uğradım, ayaküstü. Maraş’tan ne istersin dedim. Tarhana çorbasına hayranım dedi. Ben, toprağına kurban olduğum Maraş’tan gelirken bir avuç toprak getir. Ölmeden önce kokusunu duymak istiyorum” dedi. Ben de “tamam” dedim. Ben de Maraş’tan Paris’e dönerken kökünden sökülmüş topraklı pamuk aldım, paketledim. Götürdüm hediye ettim. Topraklı pamuğu aldı. Toprağı öptü. İç çekti. Gözleri yaşardı. Tarhana, sarma, dolma da hediye ettim. Eşi vefat etmişti. Kendi de çok yaşlı idi. Bana şöyle dedi: “Ben size bir hizmet veremedim çok üzgünüm diye vedalaşıp” ayrıldık.”diye konuştu. (YADİGAR JİRA)\r\n










