Hüseyin Kopar, bir Osmanlığı çarığı ustası. 42 yıldır bu işi yapıyor. Ancak o sadece Osmanlı çarığı yapmakla yetinmedi ve Osmanlı kıyafetleri yapmaya da başladı. Özel olarak yurtdışından kostüm tasarımları dersleri aldı. Yaptığı kıyafetlerle Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Truva, Fetih 1453 gibi ünlü film karakterlerini giydirdi. Dünya çapında işler yapan ve aynı zamanda bir devlet sanatçısı olan Hüseyin usta, devletin kendi sanatçısına sahip çıkmadığını söylüyor.\r\n\r\n \r\n\r\n7 yaşından beri Kahramanmaraş'ta, yani kendi memleketinde Osmanlı Çarıkları yapıyor Hüseyin Kopar. 42 yıldır el emeği deri çarık imal ediyor. Hem de sertifikalı bir Osmanlı çarığı ustası olarak. Aynı zamanda Osmanlı ürünleri yaptığına dair sertifikası olan bir devlet sanatçısı. “Baba mesleği değil dede mesleği” diyor yaptığı iş için. Ancak babasının ve dedesinin yapmadığı bir işe adım attı o. Yurtdışında tasarım dersleri de alarak savaş kostümleri yapmaya başladı. Ve yaptığı kostümler dünyaca ünlü Truva, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Eragon, Kral 8. Henry, Ulak, Karaoğlan, Fetih 1453, Muhteşem Yüzyıl, Fatih gibi yerli ve yabancı filmlerde, bununla birlikte dizilerde kullanıldı. Fetih 1453'e 3 yıl çalıştı ve 2500 ürün, Harry Potter'a 2400 ürün yaptı. Yıllarca mesleğine verdiği emekleri ona devlet sanatçılığı yolunu da açtı. Ancak kendi devleti onu yarı yolda bıraktı. Kopar'ın kendi ifadesiyle devleti “Kendi sanatçısına sahip çıkmadı” Kendi devletinden şikayet ediyor Hüseyin Kopar. Derdini anlatıyor bize ancak önce ürünlerinden, neden bu kadar tercih edildiğinden ve film setlerinde kullanıldığından bahsediyor. Daha sonra da nasıl yalnız bırakıldığından...\r\n\r\n \r\n\r\nİLK KOSTÜMLERİ ‘TRUVA' FİLMİNDE YER ALDI\r\n\r\nFilm setlerine ürün vermeye yabancı değil aslında Hüseyin Kopar. Babasının ve dedesinin kostüm yapmadığını ama 1976 yapımı Büyük İskender filminde babasının yaptığı ayakkabıların kullanıldığını söylüyor. Fakat “Kostüm işini tamamen kendim geliştirdim” diyor. Çünkü sektör bunu istiyormuş. O da yurtdışına gidip ‘kostüm hazırlama sanatı'\r\n\r\ndersleri almış. Ve ilk yaptığı kostümler de Truva filmindeki karakterlerin üzerini süslemiş. “Film furyasındaki ilk işim Truva'yla başladı. Daha sonra İngiltere'de ‘Boleyn Kızı' diye bir film vardı. Filmdeki balıkçı kıyafetlerini biz yaptık. Çünkü çalışanların kıyafetlerinin tamamen deri olması gerekiyordu” diyerek kostüm işinin giderek daha da geliştiğini ifade ediyor. Kopar, Türk yapımcıların dikkatini de bu filmler sayesinde çekmiş.\r\n\r\n \r\n\r\nSUDA, DENİZDE VE ÇAMURDA AŞINMAYAN DERİ\r\n\r\nÇarık ve kostüm olarak ürettiği tüm el işi ürünlerinin hem derisini kendisi yapıyor, hem tasarımını hem de dikimini. Ham maddeden mamül madde çıkarana kadar her aşamasında kendi emeği ve alın teri var. Ne bir kimyasal kullanılıyor ne de bir makine iğnesi giriyor onun ürünlerine. “Herşey organik ve el emeği. Hiçbir makine dikişi ve kimyasal boyama yoktur” diyor ürünleri için. Zaten çarık ve kostümlerinin film setlerinde tercih edilmesindeki sebepler de bunlarmış. Ayrıca suda, denizde, çamurda her yerde giyilebiliyormuş. Çok dayanıklıymış. “Normal yapılmış bir ürünü hiçbir şekilde suda, çamurda giyemezler. Hemen deforme olur. Bizim ürünlerimiz ise çabuk aşınmaz” diyor.\r\n\r\n \r\n\r\n“DERİMİZ FİLM SETLERİNDE IŞIK PATLAMASI YAPMIYOR”\r\n\r\nKimyasal madde kullanılmadığı ve tamamen organik oldukları için bu deriler beklediği zaman bakteri de üretmiyor. Bir filmden sonra başka bir filmde kullanılmak üzere rahatlıkla bekletilebiliyormuş. Kopar’ın ayakkabı ve kostümleri sırf bu yüzden ön plana çıkıyormuş. Mat olduğu için film setlerinde ışık patlaması yapmamasından dolayı yoğun ilgi görüyormuş. “Ham maddesini Kahramanmaraş’ta kendimiz yapıyoruz. Deriyi de kendimiz imal ediyoruz. Bizim derimiz mattır. Parlama yapmaz” diye konuşuyor deri ustası. Bu sebeple çekimlerde ışık yansıması olmuyor ve parlama yapmıyormuş. Parlamadığı için de rengi ve görüntüyü iyi veriyormuş. Kopar, “Ama kimyasal kullanmış olsak ya da parlak bir deri kullansak ışık vurduğu zaman parıl parıl parlar. O zaman da rengi tam vermez” diyor.\r\n\r\n \r\n\r\nHANGİ IŞIK YANSITILIRSA O RENGİ VERİYOR\r\n\r\nIşıksal birçok özelliği varmış derinin. Matlığıyla ışıkta parlamazken, her türlü renge de girebiliyormuş. Derinin üretimini yaptıkları kadar boyamasını da kendisi yapan Kopar, kök boyalar kullandıklarını, bunun da deriye bazı özellikler kattığını söylüyor. Yansıtılan ışığa göre renk değiştiriyormuş mesela. “Işıkla her türlü renge giriyor bu deri. Mavi ışık yansıttığınızda mavi, kırmızı ışık yansıttığınızda kırmızı olur. Tamamen saf hazırlıyoruz ve kök boyalarla boyuyoruz” derken setler için bu derinin büyük önem arz ettiğini söylüyor.\r\n\r\n \r\n\r\n1817’DEN KALMA BİR SAVAŞ ÇİZMESİ “EDİK”\r\n\r\n1817 yılından kalma deve derisinden yapılmış bir ediği muhafaza ediyor Hüseyin Kopar. Dedesinin babasından kalma bir edik. Önce ediğin ne olduğunu daha sonra da hikayesini paylaşıyor yılların ustası. Selçuklu döneminin savaş kıyafeti olarak kullanılan çizmeye ‘Edik’ denirmiş. Selçuklulardan sonra Kahramanmaraş’ta Dulkadiroğlu Beyliği’nde gelinler giyermiş bu çizmeyi. Kuyumcularda, köşkerlerde yaptırılır ve altın alan kişilere gelinin ata binerken giymesi için verilirmiş edikler. Kiralanırmış. O zamanlarda Maraş’ın çarığı da bayağı meşhurmuş. “O zamanlar dedemin babası Salman Kopar’ın eski bir evi varmış. O eski evin yıkıntısında bir sandığın içinden çıktı. O günlerde çarıklar yapıldığı zaman serin yerlerde muhafaza edilirmiş. Bu yüzden çürümemiş” diye konuşuyor. Çürümemesinin sebebi ediğin iplerinin balmumlu olması ve ediğin kendisinin iç yağıyla yağlanması imiş. Şimdilerde tanıtım ve festivallerde kullanıyor Hüseyin Kopar bu ediği. Kendisinin de sipariş oldukça bu çizmenin benzerini yaptığını söylüyor. “Çünkü ne o deri ne de ediğin altındaki demir nalça artık bulunmaz” diyor. \r\n\r\n \r\n\r\n“OSMANLI ÇARIĞI ERİYİP GİDECEK, YOK OLACAK”\r\n\r\n“Osmanlı çarığı yapan tek adamım” demiyor ama “Fabrikasyonsuz, kimyasalsız, tamamen el emeği ve gerçek Osmanlı çarığı yapan tek adamım” diyor Hüseyin Kopar. Beypazarı’nda, Safranbolu’da, Gaziantep’te, Kilis’te Osmanlı çarığı yapan birçok yer olduğunu ancak yaptıklarının Osmanlı çarığı olmadığını dile getiriyor. “Onların yaptığı Osmanlı çarığı değil ki zaten. Yapıştırma yapıyorlar. Yapıştırdıktan sonra elle dikiyorlar. Aksesuar gibi çarık yapıyorlar. Osmanlıda kimyasal madde yoktu ki” diye konuşuyor çarık ustası. İnsanların bunu ayırt edemediğini, aynı yemeni zannettiklerini ifade eden Kopar, kendi emeklerinin boşa gitmesinden yakınıyor ve Osmanlı çarığının unutulacağını kaydediyor. Yemeni ustası şöyle devam ediyor konuşmasına, “Ben bu formatta çalışan Türkiye’de tek ustayım. Yapanlar çok ama bu şekilde değil. Herkes fabrikasyona dönmüş artık makinalaşmış. Ben bugün Avrupa’daki yabancı kurumların yapmış oldukları festivallerle, tanıtımlarla ve duyurularla Avrupa’da iş yapıyorum. Türkiye’nin bir desteği yok yani. Osmanlı çarığı da bu şekilde eriyip gidecek. Kaybolacak. Yok olacak.”\r\n\r\n \r\n\r\n“BAKANLIK SANATÇISINA SAHİP ÇIKMIYOR”\r\n\r\n“Ben Kültür Bakanlığı’nın devlet sanatçısıyım. Devlet sanatçısına sahip çıkmıyor” diyor Hüseyin Kopar. Devletin kalelerle, eski tarihi binalarla, işletmelerle ilgilendiğini savunuyor. El emeğinin Türkiye’de bittiğini düşünüyor ve konuşmasını şöyle sürdürüyor, “Sene 1990’da kültür bakanlığının döner sermaye işletmelerine mal verdim. Bakanlığın yaptığı sergilere gittim. El işlerimi gördüler. Ve benim kültür bakanlığı nezdinde el sanatkârı olarak kaydımı yaptılar. Ancak bakanlık sanatçısına sahip çıkmıyor. El emeği sadece bizim iş için değil her iş için bitmiş durumda Türkiye’de. Sim-sırması olsun, oymacılığı olsun, bıçakçılığı olsun hepsi bitmiş. Adam orijinal Osmanlı kılıcı yapıyor ama bakanlık sahip çıkmıyor”\r\n\r\n \r\n\r\n“OSMANLI ÇARIKLARI, KÜLTÜR BAKANLIĞININ İLGİSİZLİĞİNDEN AYAKALTI EDİLDİ”\r\n\r\nDünyanın sayılı deri müzeleri olarak gösterdiği Almanya Deri Müzesi ve Kanada Deri Müzesi’nde Osmanlı ürünlerinin sergilendiğini, Frankfurt’ta bu ürünlerin satıldığını ama Türkiye’de Osmanlı müzeleri olduğu halde mağazalarında yer vermediklerini iddia ediyor Hüseyin Kopar. Kendisinin de 10 yıl kadar daha bu işi yapacağını, ondan sonrasını düşünmediğini ifade ediyor ve “Bizim devletimiz sahip çıkmıyor bize. Benim bu işi yapacağım azami 10 sene. ‘10 sene sonra kim yaparsa yapsın’ diyorum ben de. Benim bu şartlarda fabrikasyoncularla uğraşmam çok zor. Bu ürün Türkiye’de ayakaltı edilmiş durumda. O da neden? Bakanlığın ilgisizliğinden. O yüzden bu sanat ve tüm el sanatları ölmeye mahkum” diyor.\r\n\r\n \r\n\r\n“BAKANLIĞIN İLGİSİZ DAVRANACAĞINI BİLSEYDİM…”\r\n\r\nEl yapımı ürünlere Avrupa’nın daha fazla önem verdiğini iddia ediyor Hüseyin Kopar. “Ben bu işi Avrupa’da yapsaydım mesleğimde daha güzel yerlerde olabilirdim” diyor ve imzalamadığı anlaşmadan dolayı pişmanlık duyuyor. Frankfurt Üniversitesi, Almanya’da bu mesleği uygulamalı şekilde anlatmaları için Kopar ile sözleşme imzalamak istemiş. Fakat yemeni ustası sözleşmeyi, “Bu Osmanlı ürünü. Türkiye’de yapılacak” diyerek geri çevirmiş. Şimdi ise çok pişman. “Başka yerde yapılsın istemedik bu iş. Ama bizim bakanlığımızın böyle ilgisiz davranacağını bilseydim kabul ederdim. Hiç değilse değer veren insanlar bu işi öğrenmiş olurdu” diye konuşuyor.\r\n\r\n \r\n\r\n“TÜRKİYE’DE BÖYLE 10 ÖDÜL ALACAĞINIZA AVRUPA’DAN BİR ÖDÜL ALIN”\r\n\r\n2011 yılında ‘Türkiye El Sanatları İhracat Birinciliği’, Kahramanmaraş Lider İş Adamları Derneği’nden (KALİDA) ‘Yılın Zanaatkar Ödülü’, Sütçü İmam Üniversitesi’nden ‘Yılın Geleneksel Sanatçı Ödülü’ Hüseyin Kopar’ın aldığı ödüllerden sadece birkaçı. Ama onun umurunda bile değil. Kopar, “Ödüllerin alınması bir şey ifade etmiyor. Türkiye’de böyle 10 ödül alacağınıza Avrupa’dan bir ödül alın. Oradaki devlet sizi başköşeye koyar. İngiltere Üniversiteler Birliği’nde Dünya El Sanatları kategorisinde 300’üncü sırada olan bir ustayım. Ama kıymeti yok” ifadeleriyle noktalıyor sözlerini. (KAYNAK: BUGÜN GAZETESİ / NARİN DEMİRCİ)\r\n
GÜNDEM
Yayınlanma: 06 Nisan 2015 - 10:23
Devlet, Sanatçısına sahip çıkmıyor
Hüseyin Kopar, bir Osmanlığı çarığı ustası. 42 yıldır bu işi yapıyor. Ancak o sadece Osmanlı çarığı yapmakla yetinmedi ve Osmanlı kıyafetleri yapmaya da başladı. Özel olarak yurtdışından kostüm tasarımları dersleri aldı. Yaptığı kıyafetlerle Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Truva, Fetih 1453 gibi ünlü film karakterlerini giydirdi. Dünya çapında işler yapan ve aynı zamanda bir devlet sanatçısı olan Hüseyin usta, devletin kendi sanatçısına sahip çıkmadığını söylüyor.
GÜNDEM
06 Nisan 2015 - 10:23
İlginizi Çekebilir






